17 Ocak 2015 Cumartesi

ANNELİĞİMİN KARNE HAFTASI

    Bu hafta yavrularımızın karnelerinin yanında kendimize, anneliğimize de karne veriyoruz..tamam da insan kendine nasıl karne verebilir? Ben olsam hepsi pekiyi der geçerim.
    Geçer miyim?
    Bir bakalım..
    Bundan 15  sene önce evlenmeyi bile aklıma yatıramamışken, bir gün anne olacağımı hayallerime bile yaklaştırmadığım dönemlerde, anneliğin biz okuldan geldiğimizde evimizin içine sinen annemin kekinin kokusu sanıyordum.
   Ama Annelik başka bir şeymiş. Bunu bana  doktorum " senin tedavisiz çocuğun olmaz "dediğinde kalbime düşen ateşte anladım önce. Benim tercihimle anne olmamak başkaydı, anne olamamak başka. Bir kitapta okumuştum : " annelik kalbine düştüğü an başlar" diye, işte benim kalbime düşmüştü: artık ben bir anneydim. Sigarayı bırakmalı, daha çok spor yapmalı,daha düzenli bir hayata geçmeli, daha doğmamış bebeğime örnek olmalıydım. Macera böyle başladı. Her şey mutlu bir şekilde devam ediyordu ve düzenli. Sonunda bebeğim gelmeye karar verdi. Hala her şey toz pembe. Zor olan bir şey yok, hamilelik rahat geçiyor ya yeterli kanımca. 
    İlk sınavımı doğumda verdim. Çok bekledim normal yollarla gelsin diye, hep konuştum hep konuştum. Yanıldığım bir yer varmış: bebeğimle değil kendimle konuşmam gerekiyormuş. Sanırım burada pekiyi alamadım. her ne kadar ters olarak gelmeye kalksada ceylin prensesim doğumdan korkmuşum meğer çok sonraları anladım. 
     Eve geldik, iki gözü iki çeşme ağlayan bir lohusa, ben kızıma nasıl bakarım diye endişelenen bir yürek.       Giydiremem, soyduramam, çişi kaçar ağlarım,ceylin'im ağlar ben ağlarım ...derslerime de iyi çalışmışımdım oysa, raf raf kitaplar okumuştum. Birden o kitapların değil de kızımın okunması gerekliliğine aydım. O zaman acemilikten sıyrılmaya başladım. geceleri  iki saatte bir kalktım emzirdim. Benim O'na verebilece- ğim  en büyük hediye diye diye tam 2 sene geçirdim. İşte burada pekiyi aldım. 
   kızım için iyi olacağına inandığım her bilgiyi değerlendirdim, uyguladım, oyunlar oynadım, kitaplar okudum,şarkılar ezberledim, her öğününde ayrı yemek pişirdim, sokaklardan bir şey yemeyelim diye evde yapıp çıktım, işimi bıraktım eve döndüm, ev annesi oldum,bocaladım,  sabır nedir onu öğrendim, yazdım, okudum, paylaştım, arkadaşlar edindim, ağladım, sustum, kumdan kaleler çamurdan evler yaptım, dedim ya iyi olabileceğine inandığım şeyleri yaptım;her anne gibi.
   Şimdi bunlara bir not biçmek gerekiyorsa hala pekiyi diyemeyeceğim, hayatımın hiç bir yerinde diyeme-dim  çünkü, mutlaka daha iyisi vardır.
  Neyi iyi yapmadım onu söyleyebilirim diye düşünüyorum. O kadar çok ilgilendim ki onunla  nazlı ,niyazlı, azıcık da şımarık olmasını engelleyemedim. İşte burada zayıf aldım ve her yaz ikmale kalan öğrenci gibi şimdi bu zayıf notu düzeltmeye çalışıyorum. Ama her ne kadar nazlı da olsa hep mutlu,neşeli,cıvıl cıvıl bir kız çocuğu oldu ve bundan dolayı da karneme pekiyi'ler eklendi :) 
Bana kalsa karnemin hepsi pekiyi, çocuğu için en iyiyi isteyen tüm anneler gibi. :)
bu arada Ceylişiminde 1.sınıf 1.dönem karnesinin  hepsi çok iyi :)




13 Şubat 2014 Perşembe

GÜL BEBEĞİM

Sen sadece gül bebeğim
Güzel zamanlara tutunsun yüreğin
Yastığın kar beyazı bulutlar
Düşlerin hep pembe olsun..
Yıkanmasın yağmurlara gözlerin.

Sen sadece gül bebeğim
Ellerin yalnız güzel ellere dokunsun.
Damağında hep çikolata tadı..
Uzandığın her elma şekeri senin olsun ...

Sen sadece gül bebeğim.
Elinden kaçırmadığın .
Rengarenk balonların.
Rüzgarlara kaptırmadığın..
Kocaman kuyruklu uçurtmaların olsun...

Sen sadece gül bebeğim.
Sönmeyen güçlü yıldızların.
Yolda bırakmayan pilli trenlerin
Hiç ağlamayan güzel bebeklerin.
Şımarabileceğin  şımartanların olsun...

Sen sadece gül bebeğim
İnancın kılavuzun olsun en büyük düşlerine
hayata inat .
Her düştüğünde ayağa kalkabilecek gücün olsun dizlerinde...

İçindeki masumiyet  büyüsün
Bir düş pembeliğinde
Ve sadece gül bebeğim
Ve herkes içinde bunu dile :)








   


OKUL OKUL OKUL

     Bu aralar  çocuğu okul çağına gelmiş arkadaşlarımdan en sık duyduğum soru İlk Okulu (1 .sınıf ) seçiminde nelere dikkat etmeliyim? Bu sorular üzerine kendileri ile paylaştığım düşüncelerimi burada da paylaşmak istedim.
      Çocuğumuzun dünyaya geleceği haberini aldığımız  daha dün gibi hatırlıyoruz. Hamilelik süreci, doğum hikayemiz, ilk gülümseme, emekleme, ilk adımlar, ilk sözcükler, ilk oyun grubu tecrübesi, ilk jimnastik okulu deneyimi, ilk anasınıfı tecrübesi derken zaman akıp geçti. Anne baba olarak çocuğumuzun büyümesindeki her adımı zevkle heyecanla izledik, paylaştık, tadını çıkardık.
      Bugünlerde  ben kendi adıma daha farklı bir heyecan içindeyim. Çocuğuma bir ilköğretim okulu seçimi telaşındayım. Her kafadan bir ses çıkıyor. Kimi annelik-babalık tecrübesine dayanarak akıl veriyor, kimi eğitimci kimliği ile bilgilerini paylaşıyor. Kim bilir daha şimdiden neler neler öğrendim bile :) Aklımmm iyice karıştı.
          Kafamda o kadar çok soru var ki. yeni kayıt dönemine kadar ancak karar veririm sanırım :)
    soru 1 :  Çocuğum yılın son aylarında (12 kasım 2008 ) doğdu acaba zamanında okula başlatsak mı                      yoksa bir yıl sonra mı başlatsak?
    soru 2:  Devlet okulu mu, özel okul mu?
    soru 3:  Mahallemizdeki okul mu, X semtindeki o meşhur okul mu?
    soru 4: Tam gün eğitim-öğretim yapan okul mu, yarım gün eğitim-öğretim yapan okul mu?
    soru 5: ilkokul 1.sınıfa giderken etüt,kurs,spor ve aktivitelerden hangisine  devam etmeli.
    soru 6: evimi  Ceylin'i yazdırdığım okula yakın bir yere taşımalımıyım?  
        Uzayıp giden liste halindeki bu sorular  kafamı karmakarışık yapıyor. yavrularımız büyükçe soru işaretlerimizde ,dertlerimiz de artacak sanırım:( 
        Meğerse Ceylişimin gazlı,uykusuz halleri ne kadar rahatmış :))
                                                                                             

7 Ağustos 2012 Salı

SEVGİNİN ADI YOK

Sevgi; senin gülüşünde saklı
Sevgi; senin elinde sıcak
Sevgi; senin bakışında gizli
Sevgi; senin saflığında bebeğim

Sevgi; senin yürüyüşünde
Sevgi; senin ağlayışında
Sevgi; senin ninninde gizli
Sevgi; senin uykunda bebeğim

Sevgi; senin banyondaki köpüğünde
Sevgi; tenindeki kokunda.
Sevgi; sende gizli
Sevginin adı yok bebeğim....

CANIM YAVRUM

   Dilerim tanrıdan ,
   Sağlıklı,huzurlu,mutlu,sevdiklerinle birlikte uzun bir hayatın olsun.
   Sevmeyi ve sevilmeyi bil.
   Hiçbir şey seni üzmesin.
   Hakkını ara,hakkını yedirme,hak yeme.
   Hata yapmaktan korkma.
   Ama aynı hatayı bir daha yapma...
   Gökyüzünü,güneşi,yeşili,maviyi sev.
   Kuşları,böcekleri,tüm hayvanları koru.
   Oku anneciğim ,çok kitap oku.
   Müziği sev,her fırsatta güzel melodiler dolsun kulağına.
   Rakiplerin olsun her alanda,hırslı ol ama aşırıya kaçma.
   Dertin varsa ağla...
   Gözyaşlarını kimseden saklama...
   Ben seni bu dünyaya getirebilmek için çok mücadele verdim anneciğim
   Sende başladığın işi yarım bırakma.
   Yolun hep açık olsun...
                                           

                                     seni çoooooooooooooook seviyorum meleğim




28 Haziran 2012 Perşembe

06.12.2007 tarihli yazım...bebeğime özlemim:(

                           KÜÇÜK MELEĞİM,KIYMETLİM,MİS KOKULUM;
        Beni umutsuzluğa düşürme ne olur.gözlerimin yaşı kurumadan ,hayallerim tükenmeden ,içimdeki ateş sönmeden,ruhum bedenimi terk etmeden gel...
         Bazen seni hayal ediyorum,küçük ayaklarınla bu evde dolaştığını,masum dudaklarından anne kelime-sinin döküldüğünü ,gülen gözlerle bana  baktığını,oyuncaklarınla oynadığını .sana şefkatle sarıldığı mı masallar anlattığımı ,hastalanma diye üstüne titrediğimi ,uyurken seni seyrettiğimi söylesene bunlar hayalmi? hiç gelmeyecekmisin yoksa:(
         Rüyalarımda gördüğüm,kucağıma alıp sevdiğim,öpmeye doyamadığım sen değilmisin? sadece hayalemisin? hiç gelmeyecekmisin? nerelerdeysen gel artık.gelde inandır,gelde sevindir...
          Oyuncaklar aldık sen geleceksin diye.Bazen hayallerime onlarıda katıyorum.Çıkarıyorum kutusundan çıngırağını ,gül yüzlü meleğimin yastığını,gelecek diyorum.şimdi biryerlerde beni izliyor,gelmek için sabırsızlanı-yordur diyorum...
           Ama sen gelmiyorsun.beni hep karanlığa mahkum ediyorsun.artık gelsede şu battaniyesine sarsam ,mamasını yedirirken şu önlüğü taksam,banyosunu yaptırınca güzel havlulara sarsam,aldığım şu tulumu birde üstünde görsem,uyurken ninniler söylesem ,sarılsam,öpsem,cennet kokunu içime çeksem.çokmu şey istiyorum bebeğim:(
           Dışarı çıkıyorum.parklarda çocuklar oynuyorlar.onları  seyrederken  yine seni hayal ediyorum .benim
kıymetlim kime benzerdi acaba diyorum...teyzesi gibi kocaman gözlü,upuzun kirpikli ,annesi gibi küçük bu-runlu,babası gibi dümdüzmü saçları diyorum...
           Veee hayallerinle birgün daha geçiyor.ve sen yine gelmiyorsun...kendini biraz daha özletiyorsun..
            Babanda çok istiyor gelmeni...belli etmiyor ama oda hep seni bekliyor.biliyormusun bebeğim ;hep ben seninle ilgili hayallerimi babana anlatıyordum,o hiç yorum yapmazdı.şimdi babanda seninle ilgili hayallerini anlatıyor,oda seni doğmadan,görmeden,hissetmeden çok seviyor.
            Gelmediğin her gün o da benim gibi çok üzülüyor  ...kıyamıyorum o'na:(
             Bir yerlerde beni duyuyorsun geleceksin biliyorum.biz hazırız gelişine,daha fazla bekletme,özletme.. nerelerdeysen gel.yüzümüzü güldür,acımızı dindir.
              Gel artık gül yüzlü bebeğim.kandırmasın beni rüyalar.bilki beklerim seni sonsuza kadar.....

 ( 06.12.2007 TARİHİNDE CEYLİN DOĞMADAN YAZILMIŞTIR) ŞİMDİ HAYALLERİM GERÇEK OLDU:)HAYALLERİMİ  GERÇEKLEŞTİREN RABBİME BİNLERCE ŞÜKÜR....

8 Haziran 2012 Cuma

“ BENİM BEDENİM BENİM KARARIM”

   Bana göre kürtaj hiçbir zaman hak olamaz. Bir çoğunuz bunun çok sert bir giriş olduğunu düşünebilirsiniz. Öncelikle konumuz bir canlıya kıymak, öldürmek yada küçük çapta düşünülmesine rağmen aslında bir cinayete ortak olmaktır.
    Elinize verilen silahı karşınızda ki birine doğruldup tetiği çektikten sonra bunun yaşanmamış gibi davranmaktan öteye gidilmez.
Kadınların kürtaj olurken bir çok sebebi vardır aslında;

Çevresel faktörler;

*Eş,
*Aile,
*Maddi durum,

Ruhsal faktörler;

*Ruh durumunda ki çöküntüler,
*Eş ilgisizliği,
*Plansız hamileliklerin getirdiği kararsızlık,
*Kız çocuk karşıtı toplum.

Gerçek etkenler;
*Bebeğin anne karnında yaşamını yitirmesi,
*Annenin bulaşıcı bir hastalık taşıması,
*Anne karnında ki bebeğin belirlenen hastalığının anneye zarar verici boyutta olması.

Çocuğunuz çok sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi. Yıllar geçti ve çocuğunuz belli bir yaşa geldiğinde geçirdiği bir kaza yüzünden çocuğunuz sakat kaldı. Çocuğunuzu; “Aldırmamızı ister misiniz ?”
Aileniz, eşiniz, maddi durumuz müsait ve bir çocuğunuz olmasını istiyorsunuz. Bir çocuğunuz oldu. Bir süre sonra aileniz ve eşinizi kaybettiniz maddi durumunuzda kötüye gidiyor. Çocuğunuzu; “Aldırmamızı ister misiniz?”


Benim Bedenim Benim Kararım……

Evet sizin size ait olan bir bedeniniz var. Hak ve özgürlüklere sahipsiniz. Kalbiniz atmaya devam ediyor. Mutlu olabiliyor, üzülebiliyorsunuz. Değişik ruh hallerinde dolaşabiliyorsunuz. Bedeninizde istemediğiniz bir parça varsa onu aldırma hakkına da sahipsiniz.
Fakat o bir bebek;
Şöyle ki o bebeğinde hakları var çünkü onunda kalbi atıyor, oda değişik ruh hallerine bürünebiliyor. Hiç anne karnında gülen bir bebeğin ultrason görüntüsünü gördünüz mü? Görmelisiniz bence ve emin olun doğduğunda o bebek daha bir güzel gülüyor. Çok küçük olabilir ama parmakları yeni oluşmasına rağmen ellerini hareket edebiliyor, kulakları, burnu ve ağız çizgisi belirgin. Ve cinsiyeti bile belli. Kabul edilse de edilmese de artık o bir birey.
Ve emin olun konuşabilseydi, yapabilseydi eğer oda derdi, demek isterdi;

“ BENİM BEDENİM BENİM KARARIM”

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Sen gelince...


Sen gelince ben en çok sevmeyi öğrendim… Doyasıya, içine sokarcasına, her şeyden vazgeçercesine sevmeyi… 

Seni ilk kez göğsüme koyduklarında sıcaklık ne demekmiş onu öğrendim.. Senin sıcaklığını, Aylar sonra düşündüğümde hala sağ kolumda hissettiğim aynı yakıcılıktaki sıcaklığını… 

Uykusuzluk ne demekmiş öğrendim. İlk doğduğunda her yarım saatte bir uyanıp nefesini dinlemeyi… Seni mışıl mışıl uyurken seyretmenin dünyadaki en tatlı uykuya bile bedel olduğunu…Uykusuzluktan keyif almayı… 

Emzirmenin hayatta yapılabilecek en keyifli iş olduğunu, ilk günler yaşanan acıya rağmen seni doyurabilmek adına acı çekmeyi ve sen emerken rahatsız olma diye acıdan dudaklarımı ısırmayı ama yine de seni zevkle izleyebilmeyi öğrendim. 

Sahip olmayı… Dünyadaki her şeye sahipmişçesine gururla bakmayı, bir mucize meydana getirmenin ve ona sahip olmanın muhteşemliğini... 

Kendinden başkasının sorumluluğunu almayı ve bunun nasıl da heyecan verici ve korkutucu olabileceğini… Hayatta ilk defa “Başarabilecek miyim? “ sorusunu sormayı… 

Gülmeyi öğrendim sonra, gerçek bir kahkaha atmayı… Seninle gülmeyi… Anlamsız şarkılar söylemeyi, beraber dans etmeyi… Bir gülüşün için sahip olduğum her şeyi feda edebilirim demeyi… 


Yaramazlık yaptığında sabretmeyi öğrendim.bu çok zor olsada.... Arka odaya geçip, sinirim geçince yanına gelerek sana gülümseyebilmeyi… 

Uyuman için gözünün içene bakıp, fazla uyuduğunda ise kokunu özledim… Özlemeyi öğrendim… Sen yerde oyuncaklarınla oynarken bile, kucağımda olmanı özlemeyi… 

Mutluluğu öğrendim.. Delicesine mutlu olmayı… Her akşam kafamı yastığa koyup şükretmeyi… 

Huzuru öğrendim… Sen yatağında uyurken, odamıza  yayılan bebek kokusundaki huzuru… 

Eşimi yalnızca aşık olduğum adam olarak değil, senin baban olarak sevmeyi öğrendim.. Beni anne yaptığı için daha çok daha çok sevmeyi öğrendim… Acele etmeyi öğrendim… Yemek yaparken, duş alırken,  tuvaletteyken… Hayatı acele yaşamayı ve geri kalan tüm zamanımı sana verebilmeyi öğrendim… 

Gözyaşının içimi nasıl da acıtabildiğini… Ağlamaman için her türlü şaklabanlığı yapabileceğimi öğrendim… 

Kıskanmayı öğrendim… Herkesten ve her şeyden kıskanmayı… Seni kimseyle paylaşamayacağımı… Babanın kucağındayken bile bana doğru yöneldiğinde yüzümde oluşan mutluluğu ve gururu sırf baban üzülmesin diye gizleyebilmeyi öğrendim… 

Annemi anlamayı… Ona kızmamayı ve teşekkür edebilmeyi öğrendim… 

Zamanın acımasızlığını öğrendim.. Şimdilerde tek bir bacağının bile içine sığmayacağı küçücük tulumlarının bir gün bana destan yazdırabilecek kadar anlamlı olduğunu… Zamanın geçtiğini… Senin büyüdüğünü ve geçen hiçbir anın geri gelmeyeceğini… 
  Hayatın sen olduğunu yaşamanın senle tamamlandığını  senden önce aldığım nefesin yarım olduğunu sen gelince öğrendim …





25 Mart 2012 Pazar

YARALI CEYLİN'İM

        Çocuklar düşe kalka büyürmüş.keşke hiç düşmeden ,yara almadan, canları acımadan büyüseler.ama malesef onlarda bu enerji,koşuşturma ve hareket varken düşmeden büyümeleri imkansız gibi..Bugün  Ceylin'de  arkadaşlarla gittiğimiz piknikde ufak bir kaza geçirdi. arkadaşı ali şahinle hiç durmadan koşturan ceylişim onca uyarmama ,yanında siper olmama rağmen yüzüstü düştü .hemen kucağıma alıp sakinleştirmeye çalıştım,yüzünü yıkadık, yüzünün ve burnunun yaralandığını ,kanadığını fark edince elim ayağım koyuverdi.ne kadar soğukkanlı davranmaya çalışsamda içimin sızladığını,gözyaşımın burnumun ucuna kadar geldiğini hissettim....annelik ne zor şeymiş sacının deline zarar gelicek diye aklın gidiyor.
         Eve geldiğimizde ise aynada kendini gördü ve ''anneeee ben yaralı ceylin olmuşum'' dedi.yaralı pepe varya:))

iki adet yaramazlıkda ve hareketlilikde rekor kırmış yavru görüyorsunuz:)
 




kuzumm:(((









yaralı pepeme ve bana geçmiş olsun:)
allah beterinden korusun ceylin'imi ve tüm dünya güzeli yavrularımızı...






    

25 Kasım 2011 Cuma

KANATLARINIZMI VAR? BİLMEM:(

Kanatlarınız var mı?
“Çocukların köklerine ve uçmak için kanatlara ihtiyacı vardır” demiş Goethe. Gerçekten de doğru.
  Sevgili anneler Can alıcı bir soru sorsam sizlere: Acaba cocuklarımızın kanatlara kavuşma-larını ne kadar yürekten diliyoruz? Babalar adına konuşmayım, bu işi onların sözcülerine bırakmalı. Ama anneler olarak sanki hepimizin içinde bir ses dürüstçe “bilmem ki, evet ama…” demiyor mu? Annelik başlı başına bir tutma hali. Tıpkı kökler gibi. Doğası gereği öyle. En başından organik bir bağla bağlanmıyor muyuz çocuklarımıza? Göbek bağı başka nedir ki?  Onu, yaşam halkalarının kurulduğu ilk andan itibaren tutmaya, taşımaya, büyütmeye yönelik işliyor bedenimiz, hormonlarımız. Gerçek bir koruyucu.
Büyüyorlar, parmaklarından tutuyoruz; yürümeyi öğrenirken zarar gelmesin diye. Hep arkalarında duruyoruz; koşarken kötü düşmesinler diye. Biraz zaman geçiyor, birlikte dolaşmaya çıkıyoruz, bir elimiz hep ellerinde. Bir yandan da eğitmeye çalışıyoruz şu hormonları: Hep tutma, bırak yürüsün, bırak koşsun, bırak düşsün hatta! Ama o gözümüz hiç uzaklaşmıyor üstlerinden. Yuvaya, okula başladıklarında biz bırakmayı öğreniyoruz biraz biraz, onlar bırakılmayı. Ama çocuklarımız el sallayıp da içeri girene dek, hangimizin gözü başka bir tarafa kayıyor? 
       Nereden nereye geldim… Pekala, diyelim eğittik kendimizi. Diyelim anneliğin sırf tutmaktan ibaret olmadığını; el vermenin, onu kendi başına güçlü kılmanın kıymetini keşfettik. Kanat takabilmelerini nasıl öğreteceğiz? Biz kanatlanmamışsak eğer bunca yıl, bir uzun yaşam, onlara nasıl yardım edeceğiz? Ya… Yine oklar bize döndü değil mi? Hayat böyle işte. Kendimize bakmadan bir başkasına katkı koymak neredeyse imkansız.
O nedenle sevgili anneler: Biliyorum çok zor, biliyorum zamansızız, biliyorum yorgunuz, koşturup duruyoruz. Ama çocuklarımızın önünü açacaksak eğer, eğer onlara kanatlanmayı öğreteceksek bir gün, kendimizi unutmayalım. Bizi mutlu edecek, özgürleştirecek uğraşları sorgulayalım. Çocuklarımız hayatı keşfetmeyi öncelikle bize bakarak öğreniyorlar. Cesaretlerinin de, korkularının da kaynağı bizleriz. Kanadı kırık bir annenin yavrusu uçabilir mi, ne dersiniz?

13 Kasım 2011 Pazar

GÜZEL KIZIM 3 YAŞINDA

GÜZEL GÖZLÜ MELEĞİM...

Her gün şükürdeyim Yaradan’a, 
Seni bana hediye ettiği için, 
Varmı böyle güzel bir duygu dünyada, 
Büyür sevgisi yürekte çiçek gibi... 

Gözlerim nurlanır yüzüne baktığımda, 
Yüreğim darlanır gül yüzün kalırsa uzağımda, 
Yuvam şenlenir bülbül sesini duyduğumda, 
Güzel gözlü meleğim iyiki doğdun... 

Hayatıma anlam getiren sensin, 
Bu canıma can katan sensin, 
Başımı dik tutan onurumsun, 
İnan yavrum tek mutluluğumsun... 

Her gün şükürdeyim Yaradan’a, 
Dillerim niyazda, hergün duada, 
Bütün mutlulukları sana gönderiyorum, 
Güzel gözlü meleğim seni çok seviyorum... 

Her zaman yüreğimde sevgin olacak, 
Annelik duygusunu seninde yüreğin tadacak, 
Rabbim sana da senin gibi bir melek versin, 
Rabbim ömrüne ömür eklesin, 
Güzel gözlü meleğim doğum günün kutlu olsun...



iyiki doğdun kuzucum




3 yıl önce  sen daha doğmamıştın bebeğim,karnımdaki kıpırtıların ,içimde atan yüreğin bizi birbirimize bağlayan bağ öylesine kuvvetliydiki sürekli elim karnımdaydı ve sen  24 saat hareket ediyordun,hiç durmadan bana varlığını haber veriyordun . ...
İlaç kokan hastanelerin,bütün tedavilerin,onca uğraşların ,çekilen tüm acıların mükafatıydın sen bana...
     Aslında herşey babanı sevmemle başladı...ben babana aşık oldum oda bana.....ve yıllarca içimde büyüttüm seni,sevgini besledim yüreğimde,umutsuzluğa düştüğümde sana olan hasretim sevgim ,babana olan aşkım inancım ,umudum oldu..
     7 yıl hergün senin hasretinle yaşadım.şimdi kollarımda,yüreğimde,canımda ve koynumdasın....
     KIZIM,yürek sızım annen seni çok seviyor...iyiki doğdun bebeğim...



  

4 Ekim 2011 Salı

yaşam sevinçim

           Bir şeyleri yerinde tutmak, durumları farklılaştırmak için olan direncim her zamankinden fazla. Umut her zamankinden fazla. İnsana olan inancım,dünyanın ışıltılı maviliği her zamankinden fazla. Değişmek değiştirmek adına ne varsa, hepsinden fazla fazla var yüreğimde. Artık anneyim çünkü. Hayatıma yeni bir hayat katıldı, daha güçlüyüm. Öğrenmeye açlığım yenilendi. Bir süredir bilmek ihtiyacım kalp atımı gibi ritimli hale gelmişti. Oysa şimdi coşkun bir sevinçle öğrenmek istiyorum, ilk gençliğimdeki gibi, çocukluğumdaki gibi.   
        Baharda incecik taze uçlar veren dal gibiyim. Bilen bilir ağaçların o taze sürgünlerini, taze yeşilliğinin insana kattığı tarif edilmez neşeyi. Bir şeylere sahip çıkmak, onarmak, yakalamak, koşturmak, fikrimi genişletmek için hazırım. Artık anneyim…  
          İçimdeki çocuk zayıflamışken girdi hayatıma kızım. Biricik bebeğim benim. Bir insanın kök dişlerine bile hayran olunur mu? Oluyorum işte. Her şeyi öyle taze öyle yeni ki. Hayranlığındayım dişi çıkarken görmenin, büyümeyi adım adım takip etmenin. Hayatın gücünün, yaşamın devamının önemliliğinin.....           
  "Bu çocuk seni yarı çılgın yaptı" diyenlere gülüp geçiyorum. Dişlerini, dişetlerini, gülücüğünü, yürüyüşünü,konuşmasını,yaptığı yaramazlıkları,herşeyini en ince ayrıntısına kadar anlatıp bıktırıyorum dostlarımı. kızımın hayatla bağımı kopartmak yerine daha fazla güçlendirmesini seviyorum. Daha fazla şey bilmek ihtiyacımı genişletmesini de seviyorum.     
           Karar verdiğim her şeyi yapabilirim artık ,daha güçlüyüm, canıma can katıldı çünkü. Artık anneyim çünkü. Yaşam dize gelsin önümde, korkutmasın yüreğimi hiçbir zorluk. Benim korktuğum kadar korkacak çünkü kızım, benim olduğum kadar cesur olacak. Benim bildiğim kadar ve hatta çoğunu bilecek. Yolumu nasıl bulacağımı bilirsem o da kaybolmayacak. Vicdanımdan başka kimselere hesap verme zorunluluğunu hissetmezsem, o da bilecek terazisini vicdanından yana kullanmayı. Benden öğrenecek güçlü olmayı, sorunlarını çözmeyi. Nezaketi, iyiliği, paylaşmayı benden öğrenecek. Benim ona bıraktığım insani miras kadar gelişecek insani yetenekleri… Toplumun ona bıraktığı yaşam sorunları kadar boğuşmak zorunda kalacak hayatla.         
      En başında bir karar almıştım kızımla ilgili. çok güzel, çok akıllı, çok yetenekli olması gerekmeyecekti. Hiçbir şeyden sadece ben öyle istiyorum diye “çok olmasını” istemeyecektim. ceylin kocaman bir boşluktu aklımda, büyüdükçe o kocaman boşluğa kendi resmini yapmasını istiyorum. Ancak olmasını çok istediğim, doğrusu dilediğim tek şey var kızımla ilgili; Yaşam sevinci coşkusu eksik olmayan bir yetişkin olması... Bu coşkuyu ona kazandırmanın tek yolu da "Kendimizin yaşam coşkusuna sahip olmasından" geçiyor sanırım...güzel kızımla beraber yaşam çoşkumda arttı...hayat seninle güzel ...iyiki varsın kızım...  



14 Temmuz 2011 Perşembe

ben anneyim...

Ben anneyim...
     Sevgilerin en güçlüsü ile ödüllendirildim. Yüreğimde en yoğun duyguları taşıyorum. En güzel uykusuzluğu ben yaşadım. En sevimli tekmeyi ben hissettim karnımda. Öpücüklerle yaraları iyileştirdim bazen, bazen masallarla dünyalar yarattım. Endişenin de en büyüğünü yaşadım, mutluluğun da... Ben anneyim, geleceği inşa ediyorum diğer annelerle birlikte...
                                                                                                                                                                                




        Canım kızım hayat sana hep gülsün,her istediğin olsun,öyle güzel şeyler yaşaki;dopdolu,huzurlu,başarılı,sağlıklı ve çook mutlu... 
seni çok seviyorum kuzum...............
                                                                                                                                                                     ANNEN CEYDA

9 Temmuz 2011 Cumartesi

anne çantası

     Anne olmadan öncede olduktan sonrada  tek takıntım çantalardı.ayakkabı ,elbise vs.gibi takıntılarım çok fazla olmadı ama çantalar vazgeçilmezdi benim için.çeşit çeşit ,irili ufaklı,renkli renkli bir sürü çantam oldu hep:) hatta eşim hep yinemi çanta der:) evde bir sürü var,aynısından geçenlerde almadınmı diyip şikayet eder...:)
    Çanta takıntım hala öyle fakat biraz farklı .şimdi çantalarım bavul gibi.içinde ıncık cıncık dolu.içindekileri teker teker yazıcam şimdi:)
1- ceylin için iç çamaşırı
2-ceylin için yedek elbiseler
3-ceylin için ıslak mendil
4-ceylin için selpak mendil
5-ceylin için defans böcek kavucu (kene ısırmasından sonra her türlü tedbiri aldım)
6-ceylin için eti cin
7-ceylin için bir adet küçük top.
8-ceylin için toka
9-ceylin için 1 şişe su
sanırım ceylin içinler epey uzun oldu:) gelelim ceyda için olanlara;
1- 2 adet parfüm.niye 2 tane derseniz.( 1 tanesini ceylin teyzesinin odasından, anneannesinden izin alarak çantama koymuş) yeni farkettim:)))
2- 1 adet krem
3-1 adet ruj
4-1 adet toka
5-novaljin ağrı kesici
6-cüzdan
7-1 adet yeşil çay:)))
8-1 tutam kart ve alışveriş  fişi.(atılacak)
9-fotoğraf makinası
10- cep telefonu...
11-güneş gözlüğü.
12-tarak
...............................................................................................................................................
işte böylee:) bu çantamın temizlenmiş,fazla şeylerin çıkarılmış hali....sanırım ceylin büyüyüp kendi çantası olana kadarda bu böyle devam edip gidecek:)

19 Haziran 2011 Pazar

babalar ve görevleri:)



  Bu tarz başlıkları oldum olası sevmedim. İnsana dair çizilmiş net sınırlar ve çözüm önerilerinin yapay olduğunu düşünüyorum. Her bünyenin sunulan içeriği özümseyip kendine uyarlaması gerektiği kaatindeyim.

Pekineden böyle bir başlık? Dikkatinizi çekebilmek istedim, bilhassa babaların. Sahi istatistik sonuçlarını incelesek karşımıza nasıl bir yüzde çıkar acaba? “Çocuk eğitiminde babanın rolü” ve “çocuk eğitiminde annenin rolü” ne dair…
Elbette anneler daima öndedir. Çocukların eğitiminden, özelde kendi çocuğunun genelde ise toplumun değişiminde başroldedir kadınlar. Peki erkekler bu sırada nerededir?
Hepimiz 46 kromozom taşıyoruz ve bunların 23’ü anneden, 23’ü babadan geliyor. Anneden alınan genetik özellikler daha fazla değil yani. Peki sorumluluklar da kromozomlar gibi eşit dağılabilir mi?
Belki eşit dağılamaz ama bir denge üzerine oturtulabilir. Anneye daha çok destek olunabilir.
Küçük jestlerle hayat rahatlatılabilir. Çocuklarımızın ruhsal gelişimlerinde babaların da rolü çok büyük. Yoğun iş temposunda eve gelince dinlenmek isteyen babalar kısa da olsa rutin olarak çocuklarına vakit ayırabilmeliler. Günlük 15 dakika süren bir oyun, yemek esnasında yapılan espriler, haftasonları anneyi arkadaşlarıyla bırakıp baba-çocuk yapılan etkinlikler tüm aileye iyi gelecektir.
Eğitim dediğimizde  matematik, coğrafya gibi bilimler gelmemeli sadece aklımıza. Aslında çocuklarımız eğiten temel unsur bizlerin ev içerisindeki hal ve davranışlarımızdır. Bu nedenle babalar Tv karşısına geçerek geçiriyorlarsa tüm akşamı ve yorgun oldukları gerekçesiyle erteliyorlarsa gereksinimleri, orada içten içe büyüyen sorunlar olması kaçınılmazdır.
Sağlıklı aile olmanın yolu sağlıklı iletişim kurmaktan geçiyor. Sağlıklı iletişim kuraak toplumun da dönüşmesini mümkün kılabiliriz.
Daha çok araştıran okuyan babalar, “nasıl daha iyi baba olurum”un yollarını aşındıran babalar, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır! babalar gününüz kutlu olsun:) selman kozdere ; DÜNYANIN EN İYİ BABASI 3.BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN:)

18 Haziran 2011 Cumartesi

MUTLU OL YETER

Bir tek dileğim var; MUTLU OL YETER!

Bir yerde dinlemiştim, yapılan bir araştırmanın sonuçlarını. Genel hatlarını veriyordu toplumların. Doğulu toplumlara sormuşlardı çocuklarınızda olmasını istediğiniz 3 özellik nedir diye; onlar da cevap vermişlerdi
   * söz dinlesin * yakınlarımızdan ayrılmak istemesin * bize benzesin...
      batılı toplumlarsa; *girişimci olsun * birey olsun * özgür olsun demişlerdi, yanlış hatırlamıyorsam. 
Yanlışım da olabilir tabi ama çok şaşırtıcı bir sonuç olmasa gerek bu. Birçoğumuzun, ülkemizin coğrafi özelliklerine göz attığında dahi farkedebileceği bir ayrım bu. Doğu kültüründe hayırlı evlat olmak, anne babaya itaat etmek, onların yaşam tarzlarını ve hatta belki de en önemlisi “soy”larını devam ettirmek, bir çocuktan beklenen  en önemli görevdir.
Batılı ve belki de “modern” diye nitelenen toplumlarda ise öncelik “birey” olmaktan yanadır. Çocuğun “kendi” olması, isteklerinin, ideallerinin peşinden gitmesi, ailesinin ona herhangi bir görüşü ve yaşam tarzını dayatmaması esastır. Genel ve kaba hatlarıyla…
Peki ben?
Annesi, kızı üniversite sınavında aldığı puana rağmen, dizinin dibinde durmadığı için günlerce gözyaşı döktüğü, başarısıyla gurur duyulmasından ziyade başına buyruk davranmasından ötürü üzüntü duyduğu bir hanım evladı olarak, evladımdan ne bekliyorum?
Geleneksel olanı reddetmeyen, modern olana külliyyen teslim olmayan ama her ikisinden de kopamayan bir ara “konum”un temsilcisi olarak, kızımın hangi özellikleri taşımasını istiyorum?
Hani şu abartılmış kekstra reklamlarındaki anneler gibi “obua çalarken olimpiyat koşan” bir kız hayali kurmuyorum tabi ama hem toplumun bilinçaltımda biriktirdikleri hem de benim bir anne olarak düşlediklerim var. İlk beşi mi?
*Zengin olsun! O’na Yaratıcının üflediği ruhun, onu nerelere götürebileceğini, bedeninde büyük bir hazine gizli olduğunu bilsin. Maddenin çok çok ötesinde, sonsuz güzelliklere gebe bir dünya saklı içinde bunu bilsin ve keşfetsin.
*Özgür olsun! İsteklerinin, hırslarının, acizliklerinin esiri olmasın. Gerçek bir özgürlüğün ilhamını ancak sonsuzluktan alabileceğini farketsin. Düşünce ve duyguları öyle sınırsız olsun ki, onunla konuşmak bile, insanlarda ruhsal bir ferahlamaya sebep olsun.
*Özgün olsun! Meslek seçimi ne olursa olsun, evi kaç oda kaç salon olursa olsun, kendinden kattığı bir şeyler olsun. Elinin değdiğini kendileştirsin. Güzelleştirsin. Bunu sıradışı olmak için değil, sıradan ama kendine has olmak için yapsın.
*Adil olsun! Adaletsizliğin nerede ve nasıl gerçekleştiği farketmeksizin karşısında dursun. Kimliklerin, etiketlerin, etnik unsurların belirleyici olmadığı, adaletin anlamına ters düşmeyen sahici bir adalet anlayışı olsun.
Ne haksızlık yapsın, ne de haksızlık yapanların yanında yer alsın. Katıksız bir adalet savunucusu olmak adına meydanlarda geçirmese de olur ömrünü, ama içinin derinlerinde hiç kirlenmeyen bir vicdan canlı kalsın.
*Mutlu olsun! Mutluluğun, diş macunu paketlerinin üzerindeki gülümsemelerden daha öte anlamları olduğunu fark etsin. Gerçekten sevdiği insanlar etrafını sarsın, sarmalasın. Mutsuz olduğu zamanlar sadece mutlu zamanlarının değerini bilmesini sağlasın. Şükrünü artırsın. Bilsin ki gerçekten mutlu olmayan bir insan huzuru yakalayamaz. Hüznün derinliğini tatsın elbette ama güzel yüzündeki tebessüm hiç solmasın…

2 Haziran 2011 Perşembe

SEVGİ NEYDİ...

Sevgi
Sevgi neydi… Sevgi iyilikti, dostluktu… Sevgi emekti… demişti Asya, Selvi Boylum Al Yazmalım filminin unutulmaz son sahnesinde. Dünyanın tartışmasız en büyük sevgisi olduğu kabul edilen evlat sevgisini düşündüğümde, bunun aksini kimse iddia edemez diyorum. Anne babanın yeni doğmuş bebeği, bir yetişkin haline getirene kadar verdiği emeği, dünya yüzünde hiç bir canlı başka bir canlı için vermiyor çünkü… İlk görüşte bebeğine aşık olduğunu söyleyen annelerin sevgisi aylar geçip, verilen emek büyüdükçe daha bir katmerlenip, çoğalıyor. yaşanmışlıklar, birliktelikler arttıkça, çekilen cefalar, alınan hazlar oldukça, bezler değiştirilip, uykusuz geçirilen saatler, fedakarlıklar çoğaldıkça sevgi de gün be gün büyüyüp, çoğalıyor.
Emek ile elde edilen mutluluklar daha kalıcı oluyor. Çaba göstermeden, fedakarlık yapmadan, istediğimiz anda elde ettiğimiz mutluluklar ise uçup gidiyor, bünyede asimile oluyor, unutuluyor. Eğer mutluluk, aldığımız bir çift ayakkabı ya da verdiğimiz iki kilodaysa, tek taşlı bir yüzüğe sonsuz sevgi anlamını yükleyebiliriz. Ama paylaşımla, emekle, fedakarlıkla, bazen alttan almakla, bazen sabırla harmanlanan bir sevgiyse inandığımız, o zaman günler yeter mi yaşamaya, hediyelere sığar mı acaba…
Sizi filmin son repliğiyle başbaşa bırakırken, düşünüzdeki sevginin hep yanıbaşınızda olmasını diliyorum…
İlyas: Asyam.. Al yazmalım..
Asya: Samet baba demişti.. Onu babalığa seçmişti.. Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti..
İlyas: Asya..
Asya: Durursam bir daha kurtulamam..
İlyas: Ziyanı yok, gülüşü yeter bize..
Asya: Yüreğim kaydıysa günah mı?
İlyas: Çamura saplansam yardıma gelir misin?
Asya: Elini tuttum.. Sıcacıktı.. Yüreği elimdeymiş gibi..
İlyas: Elinden tutuversem benimle gelir mi?
Asya: Seninim işte.. Alıp götürsene beni…

28 Ocak 2011 Cuma

anne olunca anlarsın


          Bebeğim için tuttuğum günlüğe, söylediği yeni sözcükleri   yazdım. Gittikçe dolan sayfada “Anne“ ile başladığımız kelime haznemiz ne kadar da genişlemiş, öyle ki istediği bir şey olmadığında eni konu bana laf sayacak kadar ilerletmişiz konuşmayı.
    Sandalyeye, tabureye, sehpaya, çıkılacak ne kadar yer varsa hepsine önce “çıkılmaz!" deyip, sonra da en sevimli yüz ifadesiyle çıkıyoruz . Ben tabii hanımefendinin emrine amade, düşmesin, incinmesin diye siper olmuş bekliyorum yanında.:)) 
    Varlığını ilk öğrendiğim gün günlük tutmaya başladım kızım için. Hamileliğim boyunca hissettiklerimi anlattım bebeğime. Ultrason resimlerini bir bir yapıştırdım.  Onu kaybetme korkusunu, tedirginlikle ,heyecanla yaşadığım hamileliğimi yine onunla paylaştım. Uygun olacağını düşündüğüm isimleri yazdım. Nasıl da heyecanla beklediğimi, tedirginlikle geçen hamileliğimde uyumadığım, nedensiz ağlayıp durduğum gecelerde elimden geldiğince anlattım. Ona kavuştuğumda hissettiklerimi, boyunu, kilosunu, aşılarını her şeyi yazdım.
        Annelik ne garip değil mi? Nasıl yüce, nasıl tarifsiz bir duygu. Aylarca bedeninin bir parçası gibi taşıyor, onunla yepyeni bir hayata doğuyorsun. Uykusuz geceler, bitmek tükenmek bilmeyen gaz sancılarına verilen savaşlar, bir elinde derece, bir elinde ateş düşürücü, başucunda geçen saatler… Hiçbiri zoruna gitmiyor. Demirden leblebi sanki… Bir gülüşü, o küçücük bedeniyle bir sarılışı dünyalara bedel. Hele bir de neşelenip kahkahalarla gülüyorsa daha ne olsun!...
          Ben çok sevdim anneliği, bazen özlesem de eski günlerimi, 7 / 24 hizmetten yorulsam da hiçbir şeye değişmem bu duyguyu.           
         
         Kadın olmak, anne olmak, bir can dünyaya getirip onu delicesine bir sevgiyle, aşkla sevmek. Bir kaşık daha yesin diye türlü şaklabanlıklar yapmak, uğruna uykundan, kariyerinden, kendinden, tüm düzeninden aylarca, yıllarca vazgeçmek…

           Üşümesin, düşmesin, incinmesin, ağlamasın diye hep korumaya çalışmak… Peki nereye kadar? Bazen düşünüyorum da ceylin de büyüyecek, sevecek, sevilecek, incinecek. Nereye kadar koruyabilirim ki? Yaşadıkça anlayacak, alması gereken yaraları alacak, arkadaşlığı, dostluğu, aşkı, nefreti, paylaşmayı, hırsı, hayatı öğrenecek.

            Keşke günlüğüne bunları da yazabilsem, keşke kızıma hayatın getireceklerini o hiç incinmeden anlatabilsem. O güzel, çekik gözlerinden bir damla yaş akmadan, içi yanmadan onu koruyabilsem… İmkansızı başarabilsem… Sımsıkı sardığım kollarımdan, hayata bırakırken ona doğruyu, yanlışı, iyi ve kötüyü öğretip beklemekten, güvenmekten ve dua etmekten başka elimden hiçbir şey gelmez ki. O da yaşaması gerekenleri yaşayacak ve ben onunla gurur duymak için, ona sarılmak için, hangi yolu seçerse seçsin yanında olmak için kayıtsız şartsız bekliyor olacağım.

           Anne olunca anlarsın dedikleri bu işte, ergenlik dönemlerimizde anlaşamadığımız annelerimizin en sık kullandıkları cümle. Biraz sitem, biraz kızgınlıkla sarfedilen bu sözcükler şimdi öyle anlamlı ki hayatımda. Keşke anne olmadan da anlasak ne zorluklarla büyüdüğümüzü, keşke anne olmadan da annemizin fedakarlıklarını gözardı etmesek, keşke anne olmadan da annemiz hayattayken onun kıymetini bilsek…

           Güzel kızımın günlüğünü o büyüyene kadar yazmak istiyorum, sonra ona hediye edeceğim.
           Umarım o kadar emeğime “Aman anne, böyle boş işlerle mi uğraştın! “ demez :) Ben de günlüğün son sayfasına “Anne olunca anlarsın! “ yazayım bari…
Sevgiyle kalın…