8 Haziran 2012 Cuma

“ BENİM BEDENİM BENİM KARARIM”

   Bana göre kürtaj hiçbir zaman hak olamaz. Bir çoğunuz bunun çok sert bir giriş olduğunu düşünebilirsiniz. Öncelikle konumuz bir canlıya kıymak, öldürmek yada küçük çapta düşünülmesine rağmen aslında bir cinayete ortak olmaktır.
    Elinize verilen silahı karşınızda ki birine doğruldup tetiği çektikten sonra bunun yaşanmamış gibi davranmaktan öteye gidilmez.
Kadınların kürtaj olurken bir çok sebebi vardır aslında;

Çevresel faktörler;

*Eş,
*Aile,
*Maddi durum,

Ruhsal faktörler;

*Ruh durumunda ki çöküntüler,
*Eş ilgisizliği,
*Plansız hamileliklerin getirdiği kararsızlık,
*Kız çocuk karşıtı toplum.

Gerçek etkenler;
*Bebeğin anne karnında yaşamını yitirmesi,
*Annenin bulaşıcı bir hastalık taşıması,
*Anne karnında ki bebeğin belirlenen hastalığının anneye zarar verici boyutta olması.

Çocuğunuz çok sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi. Yıllar geçti ve çocuğunuz belli bir yaşa geldiğinde geçirdiği bir kaza yüzünden çocuğunuz sakat kaldı. Çocuğunuzu; “Aldırmamızı ister misiniz ?”
Aileniz, eşiniz, maddi durumuz müsait ve bir çocuğunuz olmasını istiyorsunuz. Bir çocuğunuz oldu. Bir süre sonra aileniz ve eşinizi kaybettiniz maddi durumunuzda kötüye gidiyor. Çocuğunuzu; “Aldırmamızı ister misiniz?”


Benim Bedenim Benim Kararım……

Evet sizin size ait olan bir bedeniniz var. Hak ve özgürlüklere sahipsiniz. Kalbiniz atmaya devam ediyor. Mutlu olabiliyor, üzülebiliyorsunuz. Değişik ruh hallerinde dolaşabiliyorsunuz. Bedeninizde istemediğiniz bir parça varsa onu aldırma hakkına da sahipsiniz.
Fakat o bir bebek;
Şöyle ki o bebeğinde hakları var çünkü onunda kalbi atıyor, oda değişik ruh hallerine bürünebiliyor. Hiç anne karnında gülen bir bebeğin ultrason görüntüsünü gördünüz mü? Görmelisiniz bence ve emin olun doğduğunda o bebek daha bir güzel gülüyor. Çok küçük olabilir ama parmakları yeni oluşmasına rağmen ellerini hareket edebiliyor, kulakları, burnu ve ağız çizgisi belirgin. Ve cinsiyeti bile belli. Kabul edilse de edilmese de artık o bir birey.
Ve emin olun konuşabilseydi, yapabilseydi eğer oda derdi, demek isterdi;

“ BENİM BEDENİM BENİM KARARIM”

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Sen gelince...


Sen gelince ben en çok sevmeyi öğrendim… Doyasıya, içine sokarcasına, her şeyden vazgeçercesine sevmeyi… 

Seni ilk kez göğsüme koyduklarında sıcaklık ne demekmiş onu öğrendim.. Senin sıcaklığını, Aylar sonra düşündüğümde hala sağ kolumda hissettiğim aynı yakıcılıktaki sıcaklığını… 

Uykusuzluk ne demekmiş öğrendim. İlk doğduğunda her yarım saatte bir uyanıp nefesini dinlemeyi… Seni mışıl mışıl uyurken seyretmenin dünyadaki en tatlı uykuya bile bedel olduğunu…Uykusuzluktan keyif almayı… 

Emzirmenin hayatta yapılabilecek en keyifli iş olduğunu, ilk günler yaşanan acıya rağmen seni doyurabilmek adına acı çekmeyi ve sen emerken rahatsız olma diye acıdan dudaklarımı ısırmayı ama yine de seni zevkle izleyebilmeyi öğrendim. 

Sahip olmayı… Dünyadaki her şeye sahipmişçesine gururla bakmayı, bir mucize meydana getirmenin ve ona sahip olmanın muhteşemliğini... 

Kendinden başkasının sorumluluğunu almayı ve bunun nasıl da heyecan verici ve korkutucu olabileceğini… Hayatta ilk defa “Başarabilecek miyim? “ sorusunu sormayı… 

Gülmeyi öğrendim sonra, gerçek bir kahkaha atmayı… Seninle gülmeyi… Anlamsız şarkılar söylemeyi, beraber dans etmeyi… Bir gülüşün için sahip olduğum her şeyi feda edebilirim demeyi… 


Yaramazlık yaptığında sabretmeyi öğrendim.bu çok zor olsada.... Arka odaya geçip, sinirim geçince yanına gelerek sana gülümseyebilmeyi… 

Uyuman için gözünün içene bakıp, fazla uyuduğunda ise kokunu özledim… Özlemeyi öğrendim… Sen yerde oyuncaklarınla oynarken bile, kucağımda olmanı özlemeyi… 

Mutluluğu öğrendim.. Delicesine mutlu olmayı… Her akşam kafamı yastığa koyup şükretmeyi… 

Huzuru öğrendim… Sen yatağında uyurken, odamıza  yayılan bebek kokusundaki huzuru… 

Eşimi yalnızca aşık olduğum adam olarak değil, senin baban olarak sevmeyi öğrendim.. Beni anne yaptığı için daha çok daha çok sevmeyi öğrendim… Acele etmeyi öğrendim… Yemek yaparken, duş alırken,  tuvaletteyken… Hayatı acele yaşamayı ve geri kalan tüm zamanımı sana verebilmeyi öğrendim… 

Gözyaşının içimi nasıl da acıtabildiğini… Ağlamaman için her türlü şaklabanlığı yapabileceğimi öğrendim… 

Kıskanmayı öğrendim… Herkesten ve her şeyden kıskanmayı… Seni kimseyle paylaşamayacağımı… Babanın kucağındayken bile bana doğru yöneldiğinde yüzümde oluşan mutluluğu ve gururu sırf baban üzülmesin diye gizleyebilmeyi öğrendim… 

Annemi anlamayı… Ona kızmamayı ve teşekkür edebilmeyi öğrendim… 

Zamanın acımasızlığını öğrendim.. Şimdilerde tek bir bacağının bile içine sığmayacağı küçücük tulumlarının bir gün bana destan yazdırabilecek kadar anlamlı olduğunu… Zamanın geçtiğini… Senin büyüdüğünü ve geçen hiçbir anın geri gelmeyeceğini… 
  Hayatın sen olduğunu yaşamanın senle tamamlandığını  senden önce aldığım nefesin yarım olduğunu sen gelince öğrendim …





25 Mart 2012 Pazar

YARALI CEYLİN'İM

        Çocuklar düşe kalka büyürmüş.keşke hiç düşmeden ,yara almadan, canları acımadan büyüseler.ama malesef onlarda bu enerji,koşuşturma ve hareket varken düşmeden büyümeleri imkansız gibi..Bugün  Ceylin'de  arkadaşlarla gittiğimiz piknikde ufak bir kaza geçirdi. arkadaşı ali şahinle hiç durmadan koşturan ceylişim onca uyarmama ,yanında siper olmama rağmen yüzüstü düştü .hemen kucağıma alıp sakinleştirmeye çalıştım,yüzünü yıkadık, yüzünün ve burnunun yaralandığını ,kanadığını fark edince elim ayağım koyuverdi.ne kadar soğukkanlı davranmaya çalışsamda içimin sızladığını,gözyaşımın burnumun ucuna kadar geldiğini hissettim....annelik ne zor şeymiş sacının deline zarar gelicek diye aklın gidiyor.
         Eve geldiğimizde ise aynada kendini gördü ve ''anneeee ben yaralı ceylin olmuşum'' dedi.yaralı pepe varya:))

iki adet yaramazlıkda ve hareketlilikde rekor kırmış yavru görüyorsunuz:)
 




kuzumm:(((









yaralı pepeme ve bana geçmiş olsun:)
allah beterinden korusun ceylin'imi ve tüm dünya güzeli yavrularımızı...






    

25 Kasım 2011 Cuma

KANATLARINIZMI VAR? BİLMEM:(

Kanatlarınız var mı?
“Çocukların köklerine ve uçmak için kanatlara ihtiyacı vardır” demiş Goethe. Gerçekten de doğru.
  Sevgili anneler Can alıcı bir soru sorsam sizlere: Acaba cocuklarımızın kanatlara kavuşma-larını ne kadar yürekten diliyoruz? Babalar adına konuşmayım, bu işi onların sözcülerine bırakmalı. Ama anneler olarak sanki hepimizin içinde bir ses dürüstçe “bilmem ki, evet ama…” demiyor mu? Annelik başlı başına bir tutma hali. Tıpkı kökler gibi. Doğası gereği öyle. En başından organik bir bağla bağlanmıyor muyuz çocuklarımıza? Göbek bağı başka nedir ki?  Onu, yaşam halkalarının kurulduğu ilk andan itibaren tutmaya, taşımaya, büyütmeye yönelik işliyor bedenimiz, hormonlarımız. Gerçek bir koruyucu.
Büyüyorlar, parmaklarından tutuyoruz; yürümeyi öğrenirken zarar gelmesin diye. Hep arkalarında duruyoruz; koşarken kötü düşmesinler diye. Biraz zaman geçiyor, birlikte dolaşmaya çıkıyoruz, bir elimiz hep ellerinde. Bir yandan da eğitmeye çalışıyoruz şu hormonları: Hep tutma, bırak yürüsün, bırak koşsun, bırak düşsün hatta! Ama o gözümüz hiç uzaklaşmıyor üstlerinden. Yuvaya, okula başladıklarında biz bırakmayı öğreniyoruz biraz biraz, onlar bırakılmayı. Ama çocuklarımız el sallayıp da içeri girene dek, hangimizin gözü başka bir tarafa kayıyor? 
       Nereden nereye geldim… Pekala, diyelim eğittik kendimizi. Diyelim anneliğin sırf tutmaktan ibaret olmadığını; el vermenin, onu kendi başına güçlü kılmanın kıymetini keşfettik. Kanat takabilmelerini nasıl öğreteceğiz? Biz kanatlanmamışsak eğer bunca yıl, bir uzun yaşam, onlara nasıl yardım edeceğiz? Ya… Yine oklar bize döndü değil mi? Hayat böyle işte. Kendimize bakmadan bir başkasına katkı koymak neredeyse imkansız.
O nedenle sevgili anneler: Biliyorum çok zor, biliyorum zamansızız, biliyorum yorgunuz, koşturup duruyoruz. Ama çocuklarımızın önünü açacaksak eğer, eğer onlara kanatlanmayı öğreteceksek bir gün, kendimizi unutmayalım. Bizi mutlu edecek, özgürleştirecek uğraşları sorgulayalım. Çocuklarımız hayatı keşfetmeyi öncelikle bize bakarak öğreniyorlar. Cesaretlerinin de, korkularının da kaynağı bizleriz. Kanadı kırık bir annenin yavrusu uçabilir mi, ne dersiniz?

13 Kasım 2011 Pazar

GÜZEL KIZIM 3 YAŞINDA

GÜZEL GÖZLÜ MELEĞİM...

Her gün şükürdeyim Yaradan’a, 
Seni bana hediye ettiği için, 
Varmı böyle güzel bir duygu dünyada, 
Büyür sevgisi yürekte çiçek gibi... 

Gözlerim nurlanır yüzüne baktığımda, 
Yüreğim darlanır gül yüzün kalırsa uzağımda, 
Yuvam şenlenir bülbül sesini duyduğumda, 
Güzel gözlü meleğim iyiki doğdun... 

Hayatıma anlam getiren sensin, 
Bu canıma can katan sensin, 
Başımı dik tutan onurumsun, 
İnan yavrum tek mutluluğumsun... 

Her gün şükürdeyim Yaradan’a, 
Dillerim niyazda, hergün duada, 
Bütün mutlulukları sana gönderiyorum, 
Güzel gözlü meleğim seni çok seviyorum... 

Her zaman yüreğimde sevgin olacak, 
Annelik duygusunu seninde yüreğin tadacak, 
Rabbim sana da senin gibi bir melek versin, 
Rabbim ömrüne ömür eklesin, 
Güzel gözlü meleğim doğum günün kutlu olsun...



iyiki doğdun kuzucum




3 yıl önce  sen daha doğmamıştın bebeğim,karnımdaki kıpırtıların ,içimde atan yüreğin bizi birbirimize bağlayan bağ öylesine kuvvetliydiki sürekli elim karnımdaydı ve sen  24 saat hareket ediyordun,hiç durmadan bana varlığını haber veriyordun . ...
İlaç kokan hastanelerin,bütün tedavilerin,onca uğraşların ,çekilen tüm acıların mükafatıydın sen bana...
     Aslında herşey babanı sevmemle başladı...ben babana aşık oldum oda bana.....ve yıllarca içimde büyüttüm seni,sevgini besledim yüreğimde,umutsuzluğa düştüğümde sana olan hasretim sevgim ,babana olan aşkım inancım ,umudum oldu..
     7 yıl hergün senin hasretinle yaşadım.şimdi kollarımda,yüreğimde,canımda ve koynumdasın....
     KIZIM,yürek sızım annen seni çok seviyor...iyiki doğdun bebeğim...



  

4 Ekim 2011 Salı

yaşam sevinçim

           Bir şeyleri yerinde tutmak, durumları farklılaştırmak için olan direncim her zamankinden fazla. Umut her zamankinden fazla. İnsana olan inancım,dünyanın ışıltılı maviliği her zamankinden fazla. Değişmek değiştirmek adına ne varsa, hepsinden fazla fazla var yüreğimde. Artık anneyim çünkü. Hayatıma yeni bir hayat katıldı, daha güçlüyüm. Öğrenmeye açlığım yenilendi. Bir süredir bilmek ihtiyacım kalp atımı gibi ritimli hale gelmişti. Oysa şimdi coşkun bir sevinçle öğrenmek istiyorum, ilk gençliğimdeki gibi, çocukluğumdaki gibi.   
        Baharda incecik taze uçlar veren dal gibiyim. Bilen bilir ağaçların o taze sürgünlerini, taze yeşilliğinin insana kattığı tarif edilmez neşeyi. Bir şeylere sahip çıkmak, onarmak, yakalamak, koşturmak, fikrimi genişletmek için hazırım. Artık anneyim…  
          İçimdeki çocuk zayıflamışken girdi hayatıma kızım. Biricik bebeğim benim. Bir insanın kök dişlerine bile hayran olunur mu? Oluyorum işte. Her şeyi öyle taze öyle yeni ki. Hayranlığındayım dişi çıkarken görmenin, büyümeyi adım adım takip etmenin. Hayatın gücünün, yaşamın devamının önemliliğinin.....           
  "Bu çocuk seni yarı çılgın yaptı" diyenlere gülüp geçiyorum. Dişlerini, dişetlerini, gülücüğünü, yürüyüşünü,konuşmasını,yaptığı yaramazlıkları,herşeyini en ince ayrıntısına kadar anlatıp bıktırıyorum dostlarımı. kızımın hayatla bağımı kopartmak yerine daha fazla güçlendirmesini seviyorum. Daha fazla şey bilmek ihtiyacımı genişletmesini de seviyorum.     
           Karar verdiğim her şeyi yapabilirim artık ,daha güçlüyüm, canıma can katıldı çünkü. Artık anneyim çünkü. Yaşam dize gelsin önümde, korkutmasın yüreğimi hiçbir zorluk. Benim korktuğum kadar korkacak çünkü kızım, benim olduğum kadar cesur olacak. Benim bildiğim kadar ve hatta çoğunu bilecek. Yolumu nasıl bulacağımı bilirsem o da kaybolmayacak. Vicdanımdan başka kimselere hesap verme zorunluluğunu hissetmezsem, o da bilecek terazisini vicdanından yana kullanmayı. Benden öğrenecek güçlü olmayı, sorunlarını çözmeyi. Nezaketi, iyiliği, paylaşmayı benden öğrenecek. Benim ona bıraktığım insani miras kadar gelişecek insani yetenekleri… Toplumun ona bıraktığı yaşam sorunları kadar boğuşmak zorunda kalacak hayatla.         
      En başında bir karar almıştım kızımla ilgili. çok güzel, çok akıllı, çok yetenekli olması gerekmeyecekti. Hiçbir şeyden sadece ben öyle istiyorum diye “çok olmasını” istemeyecektim. ceylin kocaman bir boşluktu aklımda, büyüdükçe o kocaman boşluğa kendi resmini yapmasını istiyorum. Ancak olmasını çok istediğim, doğrusu dilediğim tek şey var kızımla ilgili; Yaşam sevinci coşkusu eksik olmayan bir yetişkin olması... Bu coşkuyu ona kazandırmanın tek yolu da "Kendimizin yaşam coşkusuna sahip olmasından" geçiyor sanırım...güzel kızımla beraber yaşam çoşkumda arttı...hayat seninle güzel ...iyiki varsın kızım...